• BIST 82.368
  • Altın 147,517
  • Dolar 3,8222
  • Euro 4,0629
  • Kocaeli 3 °C

Fetret Yüzyılı!

Ahmet ŞEKERCİ

23 Ağustos 1923’te Lozan Antlaşması Türkiye tarafından imzalandığında İnönü yanındakilere şöyle söyler;

‘’-bir yüzyıl daha kazandık.’’ 

Merkezinde zaman kazanma kavramı olan bu sözle antlaşmanın içeriğine ilişkin çıkarılacak en önemli sonuç, en önemli kazanımın ‘’zaman’’ olduğudur.  

Lozan’da kaybedenler masasında oturduğumuz da göz önünde bulundurulursa, bir şeyler alınırken verilenlerin de olduğu muhakkaktır. 

Burada üzerinde durmamız gereken mesele, yüzyıl kazanırken nelerden vaz geçildiğidir.

Bir yüzyılı kazananların, coğrafyamıza bir yüzyıl kaybettirdikleri nelerdi?  

Bu meselelerle ilgili çok şey söylenmiş midir? 

Bir yüzyıl bu ülke, bu coğrafya, bu medeniyet neleri kaybetti ve biz bunun ne kadarını biliyoruz?

Yine üzerine çok tartışılan konular arasındadır;  Lozan’ın gizli maddeleri vardır ve o maddeler ülkemizin yatırımlarını kısıtlamakta, yeraltı kaynaklarını kullanılamaz hale getirmekte ve bu nedenle ülkemiz potansiyeli ölçüsünde gelişememektedir. 

Yine bu konuyla ilgili başka bir söyleme göre; Lozan gizli maddeleri olan bir antlaşmadır ve süresi tam 100 yıldır.

Bütün bu soruların cevaplarının tartışmalı olmasının en önemli nedeni; Lozan’ın gizemli ve tartışılan yönünün hep var olmasıdır. 

Burada sorulması gereken asıl soru; ‘’Lozan’da hangi tavizler verildi’’ değil de, Lozan Antlaşması sonrası yeni kurulan Cumhuriyetle birlikte, medeniyetimiz açısından ‘’neler kaybedildi?’’ dir.

Neleri kazandığımız çok konuşuldu, biraz da Lozan sonrası kaybettiklerimizi konuşalım. 

Mesela Türkiye, Lozan Antlaşmasını 1923’ün Ağustos ayında imzalamış olmasına rağmen, İngiltere’nin antlaşmayı imzalaması 16 Temmuz 1924 tarihinde gerçekleşmiştir. 

Neden İngiltere antlaşmayı imzalamak için bir yıl beklemiştir? 

Bir şeylerin uygulamasını mı görmek istemiştir? 

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde Lozan Antlaşması’nın Türkiye tarafından kabul edilmesiyle İngiltere tarafından kabulü arasında kalan sürede Türkiye’de gerçekleşen en önemli olay; 3 Mart 1924’te halifeliğin kaldırılmasıdır. 

Halifeliğin kaldırılması Türkiye’yi, Müslüman ülkelerden koparma, ümmet nezdinde yalnızlaştırma girişimidir. Dünya Müslümanlarıyla en etkin irtibatı somut olarak sağlayan halifelik kurumu ortadan kaldırılınca İslam coğrafyasını ortak bir zeminde buluşturabilmenin de önüne önemli ölçüde geçilmiş oldu.

Uğruna 1.Meclis’in tasfiye edildiği, 2.Meclis üyelerinin yaklaşık üçte birinin olmadığı bir oturumda kabul edilen Lozan Barış Antlaşması sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan dönüşümlere özellikle dikkat çekmek gerekir. 

Halifeliğin kaldırılması sonrası, 25 Kasım 1925’te kabul edilen şapka kanunuyla savaştan yeni çıkmış, yorgun ve yoksul halktan sarık ve cübbelerini çıkarmaları, gayr-ı müslim komşuları gibi şapka giymeleri istenmiş, bu kanuna muhalefetten, kaynaklara göre binlerce kişi İstiklal Mahkemelerince idam edilmiştir.

30 Kasım 1925 tarihinde kabul edilen kanunla tekke, zaviye ve türbeler kapatılmış, diğer bir ifadeyle; toplumun çağdaşlaşması ve laikleşmesi yolunda bu kurumlardan vazgeçilmiştir.

Din ilimleri, İslam ahlakı ve fen ilimlerinin öğretildiği tekke ve zaviyelerin meydana getirdiği boşluğu dolduracak alternatifi bir uygulama oluşturulmamış, türbelerin yasaklanmasıyla halk, vefat eden maneviyat önderlerini ziyaretten mahrum bırakılmıştır.

1 Kasım 1928 yılında gerçekleştirilen kanun değişikliği ile harf inkılabı gerçekleştirilerek kadim bir yazı terk edilmiş; kültürde, tarihte, edebiyatta geçmişe dönük yabancılaşmanın önü açılmış, sonrasında kurulan Türk Dil Kurumu aracılığıyla dilde bir dönüşüm başlamış ve neredeyse dünyada ülkemizden başka kimsenin konuşmadığı dilimiz bugünkü durumuna getirilmiştir. 

Nutuk da dahil Cumhuriyetin ilk yıllarında kaleme alınan yazılara bakılırsa, kullanılan dilden ne kadar uzaklaşıldığı daha iyi anlaşılır. 

1928’de Anayasadan ‘’devletin dini İslamdır.’’ İbaresi kaldırılmış, yerine 1937 tarihinde kimsenin tanımında uzlaşamadığı laiklik ilkesi getirilmiştir.

Üzerine değerlendirme yaptığımız ve yapmadığımız Lozan sonrası uygulamalar genel bir çerçeveyle, geniş açıyla değerlendirildiğinde; hiçbir şeyin gelişi güzel uygulamalar olmadığı daha iyi kavranabilir.

Bütün dönüşümler ve toplumu yozlaştırma hareketleri azalma eğilimine geçtiğinde; darbelerle, cunta yönetimleri ve muhtıralarla ülke yeniden dizayn edilmiş, Lozan sonrası üretilen prensiplerin güncel kalması sağlanmaya çalışılmıştır.

Asya steplerinden Avrupa içlerine yüzlerce yıllık ilerleyişini sürdüren bu coğrafyanın medeniyet taşıyıcı toplumları bir yüzyıl uyutulmak, değerlerinden uzaklaştırılmak, yozlaştırılmak istenmiştir. 

Bir yüz yılı planlayanlar, yüzyılın sonuna doğru bu coğrafyaya uyguladıkları mayanın tutup tutmadığını, milletinin muhalifi piyon hainler üzerinden teste tabi tutmuş, 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleşen kalkışmaya karşı milletin direnciyle karşılaşmışlardır.

Projenin mimarları ortaya çıkan durum karşısında  şok etkisi yaşamaktadır. 

Şehirlerimizin yangın yerine dönüşmesi, güney sırımızda tehditlerin çoğalması ve oluşturulmak istenen ülke kuşatılıyor hissi; proje mimarlarının 15 Temmuz sonrası yaşadığı başarısızlık sonrasında ne yapacağını bilememekten kaynaklı zaman kazanma girişimidir. 

Batı dünyası 15 Temmuz sonrası büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Öyle bir şaşkınlık ki nasıl tepki vereceklerini dahi bilemiyorlar. Kusursuz yüzyıllık planın çökmesi onların hazırlıklı oldukları bir durum değildi. 

15 Temmuzda meydanlara dolan, tankların önüne çıkan, kurşunlara göğüs geren, tankların nasıl durdurulacağı ile ilgili yöntem geliştiren, zekasını ve fiziki çabasını kullanarak değerlerine sahip çıkan bu ruh, Çanakkale’de düşmana göğsünü siper eden ruhtur. 

Coğrafyamız yüzyıllık enerjisini açığa çıkardı. Batı medeniyeti kendisi için neyin tehdit olduğunu iyi biliyor. 

Yüzlerce yıllık dünya tarihine bakıldığında, birkaç istila hareketinin dışında genellikle doğu batıya doğru ilerlemiş ve medeniyet taşıyıcısı olmuştur. 

Batın en büyük korkusu bu coğrafyanın yeniden medeniyet üretmeye başlamasıdır. 

Bir yüzyıl yavaşlattılar ve bu sürenin sonunda medeniyetimiz yeniden ayağa kalktı.

Batının köhnemiş medeniyeti kendini tehdit altında hissediyor.

Bu uyanıklığın devam etmesi için medeniyetimizin halkları birbirine daha sıkı sarılmalı, birbiriyle kenetlenmeli, kardeşlik duyguları diri tutmalıdır. 

Ümidim var ki zafer çok yakındır.

Bu yazı toplam 1545 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Değişen Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Faks : 0262 322 99 88 | Haber Yazılımı: CM Bilişim