Eski bir deyim vardır.
“At izi it izine karıştı” denir.
Son zamanlarda olan da bu genel hatlarıyla.
İnegöl, Hatay Dörtyol halk vukuatları…
Halk vukuatları mı acaba ?
Kolayca psikolojik harp denip işin içinden çıkılabilir.
Çıkılabilir de, maksat ne diye sorunca, iş içinden çıkmak hiç de kolay olmuyor.
Genel kanı, referandum öncesi kamu oyu oluşturmak için tezgahlanan bilinçli, profesyonel
harekatlar olduğu.
1984’ten beri sürüyor PKK ile mücadele.
Onlarca ölen insana karşın, sokaklar Türk – Kürt kavgasına girişmemişti hiç.
Şimdi ne oldu ?
Halkın sabrı mı taştı ?
Yıllar önce Zülfü Livaneli şöyle bir yorum yapmıştı.
“Türk halkı cahil deniyor. Hayır cahil değildir. Cahil ve önyargılı olan aydınlardır, siyasetçilerdir. Aydınlar, kendi doğrularına okadar inanmışlardır ki, körü körüne kendi dogmalarının peşinden giderlerken, haklılıklarını ortaya koymak için halkı da aynı bağnazlığa sürüklerler.”
Başka sözüm yok.
***
Soru : 27 Nisan muhtırası, AKP’nin oylarını arttırması için Büyükanıt ve Erdoğan arası gizli
bir anlaşmanın eseridir (K.Kılıçdaroğlu), cümlesinin akla ve mantığa uyan tarafı var mıdır ?
Şu halde, Deniz Baykal’ın kaset skandalının ortaya çıkmasında, başkanlığı almak için
Kılıçdaroğlu ile, ilgili medya kuruluşunun arasında ortak bir anlaşma vardır demek, daha mı
insafsızlık olur ?
Politik ve trajik hokkabazlıklar bizi bekliyor demiştim referandum sürecinde.
İşin içine toplumsal kışkırtmalar sokulacak kadar ileri gidilmeye başlandı.
Referandum, bir demokrasi hamlesi olmaktan çok öte anlamlar taşıyor içinde.
Bu sebeple, sağ duyu her şeyden önemli bir hal almaya başladı.
Herkes, takip ettiği izin nereye gittiğini hesap etmeli.
At izi ile it izi karışıyor.